Pazar, 14 Şubat 2010 21:55
Çok değişik kimyasal yapılara sahip olan, genellikle düşük molekül ağırlıklı ve düşük dozlarda etki gösteren maddeye "vitamin" denir.
Bu moleküller, hücrelerin yapısal oluşumlarına katılmadıkları halde canlıların hemen tümü için vitaminin varlığı zorunludur. Vitaminler de hormonlar ve enzimler gibi beden için gerekli çok sayıda biyokimyasal tepkimenin gerçekleşmesini kolaylaştırır ya da sağlarlar. Bununla birlikte, hormonlar ve enzimler gibi öbür biyokatalizörler bedende yapılabilirken, vitaminler ancak dışardan alınan besinlerle bedene girebilirler.
VİTAMİNLERİN KÖKENİ VE ETKİ BİÇİMİ
"Vitamin" terimi ilk olarak, beriberiye neden olan eksikliği 1911'de bulan Funck tarafından kullanıldı ve bu tarihten başlayarak vitamin terimi yaygınlaştı. Tarihe bakıldığında, çok uzun süredir bazı maddelerin eksikliğinden kaynaklanan hastalıkların bilinmekte olduğu görülür: Venette 1671'de iskorbüt hastalığı ile denizcilerin dengesiz beslenmeleri arasındaki ilişkiyi bulmuştu.
Vitaminlerin bileşimi tümüyle beden tarafından yapılamaz, ama aralarından bazıları öncü maddelerden (provitamin) yapılabilmektedir. "Besinlerle alınan, çok küçük dozlarda etki gösteren ve eksiklikleri patolojik bozukluklara yol açan maddeler" biçimindeki eski vitamin tanımlamasına, günümüzde şöyle bir ekleme ya pılabilir: "Vitamin dışardan alman organik bir moleküldür, etkin bölümlerinde bir enzim ya da bir hormonun yapısında zorunlu olan bir ya da birden çok kök bulunur." Demek ki, bir vitamin temelde bir koenzimdir. Bilinen vitaminlerin sayısı sürekli artmaktadır ve vitamin listesi henüz kapanmamıştır. Genellikle vitaminlerin etkisi iki yönde toplanır. Bunlardan birincisi tıbbidir ve vitaminin eksikliği halinde ortaya çıkan tabloyla ilgilidir: Bir vitaminin yokluğu ya da alımının kısıtlanması bir metabolizma zincirinin bazı tepkimelerinin kısıtlanmasına ya da baskılanmasına, bu da eksikliğe özgü zehirli artıkların ve patolojik bozuklukların ortaya çıkmasına neden olur. İkinci etkiyse fizyolojiktir: Çok sayıdaki vitaminin fizyolojik etkileri vardır, bu etkiler enzim etkileriyle ilişkili olabilir ya da olmayabilir: sözgelimi, C vitamini kılcaldamar geçirgenliği olaylarında, folik asitse kan yapımında önemli bir rol oynar. Ayrıca bazı vitaminler, koşut etki gösterdikleri bazı hormonların etküerini artırırlar; bu durum, sözgelimi A vitamini ve tiroyit hormonu için söz konusudur. Vitaminler beden dışından alınan ve özel maddelere (apoenzimler) bağlandıklarında etkin hale geçen koenzimlere benzer bir rol oynarlar. Bu özel maddelerden her vitamin için, az ya da çok sayıda belirlenmiştir, her bir "vitamin + özel madde çifti" özel bir metabolizma tepkimesine katılır.
Biyokimya uzmanları, vitaminlerin bu işlevsel görevlerinin çözümlenmesini geliştirerek bunları fiziksel-kimyasal yönden iki gruba ayırmışlardır: B2,B3,gibi görevleri elektron taşımak olan vitaminler; B1,B6,B9 gibi görevleri kimyasal kökleri taşımak olan vitaminler. Görülüyor ki, bir vitaminin temel görevi, bir molekülü, vb'ni bir başkasına, enzim olaylarına benzer bir sürece göre taşımaktır.



