Gerçekle olan bağlantının giderek azalması ve duygu, düşünce, davranış bozukluklarıyla kendini belli eden ruhsal hastalık. "Şizofreni "psikozları, süregen ve hezeyan( sabuklama) yapıcı psikozlar grubuna girer. İnsanların %1'inde görülür ve çoğu kez 15-30 yaşlar arasında başlarlar. "Şizofreni "terimini yaratan (1911) Blueler'in çerçevesini çizdiği temelklinik kavram, ruhsal yapının dağılması, bölünmesidir. Bunun dışında, kişinin iç dünyayla dış dünya arasındaki bağlantısının kesilip, tümüyle kendi içine dönük yaşamında yitip gittiği ciddi bir kişilik değişmesi söz konusudur (içe yönelik düşünce).
"Psikopatoloji", kalıtımsal olduğu kadar, ilişkisel verilere de dayanır. M.Klein'a göre, anne ile çocuk arasındaki bir ortak yaşarlık ilişkisi, arkaik bir duruma (paranoyit-şizoyit durum) takılmayı kolaylaştırır. Burada, henüz yapısını kazanmamış olan "ben", başkasını, iyi ya da kötü, kısmi bir varlık olarak algılar. Bu başkası, "izleyici,yıkıcı" dır. J.Lacan'a göre, baba imgesine, dolayısıyla simgesel özelliğe ya da düzene gönderme yapamama, öznelliğin oluşturulmasında güçlüğe neden olmakta, ortak simgesel söylemin yerini hayali söylem almaktadır. Davranışçılara göre "çift baskı altında" bidirişim, "ben" i dağıtmaktadır. "Şizofreniye" giriş biçimi çeşitilik gösterir. Olguların çocunda, kişide içine kapanma, hayal kurmaya, geri çekilmeye, iticiliğe eğilim gibi, önceden var olan şizoyit kişilik çizgileri gözlenir. Bu kişiler sıklıkla zayıf, ince yapılıdırlar.
Ergenliğin belirmesiyle birlikte, ortaya çıkışı koaylaşan hastalığın başlangıcı ilerleyicidir. Yukarıda sayılan belirtilerin köklenmesiyle birlikte, kaçış, intihar, yıkıcı tutum ve benzeri gibi ağır davranış bozuklukları, tutarsız, düzensiz, mantıksal hayaller (paranoyit hezeyanuk, ) ve balzen zihinsel kbir özdevim (outomatizm)z ortaya çıkar. Bu son bozukluk, kişinin içine sıkıntı ve kişilik yitimi duygusu yaratan, bir yabancı gücün girişi olarak yaşanır. Başlangıç ivegen olabilir ve bir hezeyan nöbeti, tipik olmayan bir çöküntü (depresyon) hali, bir huzursuzluk krizi biçiminde belirebilir. Hasta içe dönük düşünceye özgü, simge ve soyutlamaların egemen olduğu bir dünyaya gömülür.
"Tedavi", kişiyi, alışılagelmiş ortak söyleme ve başkalarıyla ilişki ortamına yeniden oturtmayı amaçlar. Nöroleptik ilaçlar, en dayanılmaz belirtileri bile hafifletirler. "Psikoterapi", bilinçsiz çelişkileri yok etmeyi amaçlar. "Ergoterapi ve sosyoterapi" de, hastayı ortak toplum yaşamına katmaya yönelik klasik tedavi yöntemlerini oluşturur.




